saat, kol saatiYunan klasik yazarlarından Aristofanes’in, 2300 yıl önce yazdığı bir güldürüde, Atinalı Praksagora, koca­sı Blepiros’a şunları söylüyordu. “Gölge on adım boyu olduğu zaman kokular sürün ve akşam yemeğine gel!” Şunu hemen belirtmeli; o çağ­lardaki insanların temizlik anlayışı büsbütün başkaydı ve yıkanarak te­mizlenecek yerde, kokular sürünerek üzerlerindeki pis kokulan yok etme­ye çalışırlardı. Burada bizi ilgilendi­ren nokta şudur: “Gölge on adım bo­yu olduğu zaman!”
Herhalde Praksagora ile Blepiros’un oturdukları evin yakınında bir sütun ya da bir anıt vardı. Bu sütun, güneşli havalarda (yaşadıkları ülkede yılın her günü güneşlidir) gölge salarda ve gelip geçenler vakitlerini anlamak için bu gölgeyi adımlarıyla ölçerlerdi. Bu gölge sabahları uzun olur, öğlele­ri kısalır ve akşama doğru yine uzar­dı. İnsanlar adımlarıyla zamanı na­sıl ölçerlerdi?” sorusuna bundan daha iyi bir karşılık olamaz. Her bilmece böyledir. Çözülmesi ne kadar çetin görünürse, o kadar ko­laydır.
Saat gibi kullanılan sütunlara “Gnomon” adı verilirdi. Yine de bu gnomonlar iyi bir saat sayılmazdı. Çünkü bunlar güneşsiz, kapalı hava­larda işe yaramadıkları gibi, insanla­rın bunları yanlarına alıp götürmele­ri de mümkün değildi. Oysa, saat in­sana özellikle yolculukta çok gerekli olur. Hint fakirleri bu işi daha basit ve daha akıllıca düzenlemişlerdi. Onlar, yolculuk sırasında yanlarında taşıdık­ları asalarını birer saate çevirmişler­di. Uzun bir yolculuğa çıkan; sözge­lişi, kutsal Benares kentine gitmeye kalkan bir Hint fakiri yanına özel bi­çimde yapılmış bir asa alırdı. Bu asanın bildiğimiz sopalardan ayrımı yuvarlak olmayıp sekiz köşeli oluşudur. Asanın baş tarafında elle tutulacak yerin her sekiz yüzünde de küçük bir çubuk koymaya yarayan bi­rer delik bulunurdu. Bu küçük çubuk­tan sopanın yüzlerinden birine düşen gölgenin uzunluğu vakti belli etmeye yarardı. Hint fakiri vakti anlamak için asasını sapındaki ipinden tutarak havaya kaldırır, küçük çubuktan asa­nın üzerine düşen gölge de vakti gös­termeye yarardı.
Yalnız burada insanı şaşırtan bir durum var: Hint fakirinin asası niçin sekiz köşeli; yani, sekiz yüzlü olarak yapılmıştır? Bir yüzlü olması yetmez miydi? Bunun nedeni şudur: Güneş, yılın çeşitli mevsimlerinde ayrı ayrı yollar izler. Buna bağlı olarak gölgeler de mevsimine göre başka başka uzunluk­lar alır. Yine güneş yazın daha yükseklere çıktığı halde kışın alçalır. Bu nedenle de yazın güneşin gölgesi da­ha kısa, kışın daha uzun olur. İşte Hint fakirinin asası da, güne­şin bu değişikliği gözönünde tutula­rak sekiz köşeli yapılmıştı. Asanın her yüzü yılın belli bir mevsimine ayrıl­mıştı. Bu yüzden ancak yılın o mev­siminde işe yaramaktaydı. Diyelim, Hint fakiri Ekim ayında yolculuğa çıktı: Fakir, çubuğu, asanın “Anman” kelimesinin yazılı olduğu yüzüne sokacaktır. Ariman, Eylülden Ekim’in ortasına kadar süren bir mevsimin çok eski adıdır. Saatlerin icadından sonra da in­sanlar daha yüzlerce yıl başka yolla­ra başvurarak vakitlerini anlamaya çalıştılar. Çünkü ilk yapılan saatler o kadar pahalıydı ki değil yoksul insan­lar, değme varsıllar bile kolay kolay edinemezlerdi.

“insanlar adımlarıyla zamanı hâ­sıl ölçerlerdi?” sorusuna bundan da