Mumu bilmeyen yoktur. Gelgelelim, balmumundan bir kitabı görenler pek azdır. Yağ gibi eritilebilen bir kitap; tuğla kitaplardan da, şerit kitaplardan da çok daha yadırgatıcıdır.
Romalıların icat ettiği balmumundan kitapların neredeyse geçen yüzyılın başlarında, Fransız devrimine kadar kullanıldığını bilenler pek azdır.
Balmumundan kitap, bizim cep defterlerimiz büyüklüğünde birkaç levhadan yapdmtştır. Her levhanın ortasında bir dikdörtgen biçiminde oyulmuş olup buraya sarı ya da siyaha boyanmış balmumu doldurulur.Balmumunun rahatlıkla silinebilmesi her zaman kolay değildi. Bazen gizli ve önemli mektupların yollarda bunları ele geçirenlerce silinmiş ya da değiştirilmiş bir duruma geldiği de olurdu. Bunu önlemek için der gizli mektubun üzerine bir kat balmumu daha dökülür, bunun üzerine de: “Nasılsın, iyi misin? Bize yemeğe gelsene!” gibi sudan birkaç söz yazılırdı. Böyle bir yazı tahtası gelince; üstündeki balmumu tabakası yavaşça kaldırılır, alt tabakadaki asıl yazı okunurdu. O dönemin mektupları tıpkı şimdiki evler gibi bir katlı da, birçok katlı da olabilirdi.
Taş üstünde dik ve düzgün duran Lâtin harfleri, Papirüs üzerinde yuvarlaklaşmış, balmumu üzerinde de okunmaz olmuştu.
Balmumu üzerinde yazılmış bir Romalı yazısını, ancak bir paleographe, ya da esk uğraşan biri sökebilirdi. anlamayanlarını da bu eğribüğrü, ve bu kargacık burgacık yazıları sökmesi olanaksızdır.
Ancak şimdi kurşun kalemin ve ucuz kâğıdın ortaya çıkışından sonra balmumu levhalardan vazgeçilebildi. Oysa, birkaç yüzyıl öncesine kadar hiçbir Öğrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi..
Balmumu tahtalarını yalnız öğrenciler kullanmıyordu. Papazlar, kilise hizmetleriyle ilgili emirlerini; şairler, şiirlerini; tüccarlar, hesaplarını ve soylu sevgililer, aşk mektuplarını ya da düello çağrıların hep bunların üzerine yazarlardı. Bazıları gürgenden yapılmış, sağlam olsun diye üzeri deri kaplı, içi içyağı karışık pis bir balmumu ile sıvalı biçimsiz yazı tahtaları da kullanılırdı. Bazıları kızıl ağaçtan yapılmış zarif yazı tahtaları kullandıkları gibi, fildişinden yapılmış, çok lüks yazı tahtaları da vardı. Bütün bu milyonlarca balmumlu levha ne oldu? Bizim bugün gereksiz kâğıtlara yaptığımız gibi onlar da çoktan yakıldı ya da çöpçülüğe atıldı. Gerçekte, iki bin yıl önce yaşayan bir Romalı tarafından yazılmış bu levhalardan her biri için neler verilmezdi!.
Romalılar döneminden kalma bu levhalardan pek azı korunabilmiştir. Bunlardan çoğu da Pomp’ei’de Cecilius Yucundus adlı bir bankerin evinde bulundu. Kent, komşusu olan Her-culanum ile birlikte Vezüv yanardağının püskürmelerinden birinde küllerle örtülmüştür. Bu yanardağ püsküllüsü olmasaydı, bu levhalar da günümüze dek gelemezdi. Roma papirüslerinden bugüne kadar gelenler, ancak Herculahım’da küller altında bulunan 24 tomardır.
Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemişti: Parşömen! Çok eski zamanlardan beri çobanlıkla geçinen uluslar yazılarını evcil ve yaban hayvanı derileri üzerine yazarlardı. Ama derinin yazı yazmaya uygun bir madde; yani, parşömen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiş olması gerekti. Bakın bu nasıl olmuştu
Bu levhaların iki köşesinde delikler vardır. Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla, levhalar birbirine bağlanarak bir kitap halini alırdı. Birinci ve sonuncu levhanın dış yüzlerinde balmumu bulunmazdı. Böylece kitap kapandığında balmumu iç yüzündeki yazıların silinmesinden korkulmazdı.
Bu levhaların üzerine neyle yazılıyordu?
Kuşkusuz, mürekkeple değil. Bu iş için bir ucu sivriltilmiş, öteki ucu yuvarlaklaştınlmış çelik kalemler tanılıyordu. Kalemin sivri ucu ile yazar, daha doğrusu çizerlerdi. Yuvarlak ucu ile de, düzeltir ya da silerlerdi. İşte bizim silmek için kullandığımız lastiklerin ilklerinden biri de buydu.
Balmumlu yazı tahtaları çok ucuzdu. Dolayısıyla karalamalar, notlar, günlük hesaplar, tezkereler, hatta mektuplar bite bunların üzerine yazılıyordu. Roma’ya uzak Mısır’dan getirilen papirüs pahalıydı. Bu yüzden de yalnız kitap yapmakta kullanılıyordu.
Bu yazı tahtaları, dayanıklı olmak bakımından da çok elverişliydi. Mektubunu balmumundan yazı tahtası üzerine yazan bir Romalı, mektubunun cevabını da aynı yazı tahtası üzerine yazılmış olarak alırdı. Kalemin sivri ucu ile yazılan yazıları aynı kalemin yuvarlak ucuyla birçok kez silmek, sonra yeniden yazmak mümkündü.
O çağın genç yazıcılarına: “Kaleminizin yuvarlak ucunu sık sık kullanınız!” (yani, yazdıklarınızı düzeltiniz!) diye öğüt verirlerdi.
“İyi kalemi var”(yani, “güzel yazı yazıyor!”) sözü bugün bile kullanılmaktadır.
