Madenin yaygınlaşması, XIV. yüzyıl başlarında ticaret yaşamına beklenmedik bir canlılık getirdi.
Avrupa,
durgun bir halk kaiabalığı olmaktan uzaktı, tersine, çeşitli ve güçlü akımlarla kaynıyordu; papazlar, şövalyeler, genç erkekler, aileler ve serüven arayanlar hep yola düşmüşlerdi. İnsanların yanı sıra, mallar da yolculuk ediyordu. Her çeşit mal, bütün kara, ırmak ve deniz yollarından harıl harıl taşınıyordu. 1.000 yılından öncesinin acıklı durgunluğu yok olmuş, yerini savaşçı ve tüccar kalabalığının kıpırtısı almıştı. Bu hareketliliğin içinde ticaret tekniği durmadan gelişiyordu. Lombardiya’da ilk ‘bono” ve “değerli evrak” ortaya çıkıyor; Yüz Yıl Savaşları sırasında Belçika ve Hollanda uluslararası ticaret yollarım belirtiyor; yer yer zenginleşen tüccarlar, zanaatlara doğru kayıp ilk anamalcı örgütleri kuruyorlardı. Gemilerin durmadan gidip gelmeleriyle ticaret, servet yaratıyordu. Yinede Doğu’nun yanında Batı bir hiçti, Moğol İmparatoru Kubilay’ın devleti, yönetim ve ticaret bakımından çok daha’sağlam bir yapıya sahipli. Karayolları boyunca belli uzaklıklarda konak yerleri meydana getirilmişti. Yolcular buralarda araba ve at bulabiliyor, geceliyor ve azrk alıyorlardı. Bu yerlerden bazılarında at sayısı dört yüzü buluyordu. Acele hai berleşmeleri de bu atlılar sağlıyordu. Avrupa’nın Asya’ya yetişmesi için önünde çok uzun bir yol vardı. Denizyolu; sanıldığının tersine, daha ucuz ve daha az tehlikeliydi. Denizlerde korsanlar kol gezmekle birlikte, mallar haydutların doğurduğu tehlikelerden ötürü karada olduğundan çok daha güvenlikle yollanabiliyordu. Deniz yolculuğunda itici güç (rüzgâr) bedava; buna karşılık taşınan yük de, katır kervantarıyla taşınabilecek olanlardan çok daha fazlaydı. Haçlıların çoğu deniz yolunu yeğliyorlardı; deniz ticareti, Venedik’le Cenova’nın (Ceneviz) yazgısını değiştirmeye baş
