Ateşli silahların bulunmasının ve yayılmasının yalnızca savaş tekniği üzerinde etkileri olduğunu düşünmek yanlıştır. Gerçekte topların, arkbüzlerin ve güllelerin yapımı maden gereksinimini artırdı. Bu koca silahların dökümünde eski zanaatçıların .yöntemlerini bir yana itip yenilerini bulmak gerekti. Kısacası, ateşli silahların savaş alanlarına girmesi, madenciliğin ilerlemesine yol açtı.
O zamana kadar birçok şeyin tahtadan yapıldığı düşünülürse, madene karşı isteklerin birdenbire ve korkunç artış gösterdiği sonucuna varılır. Gerçekten evler, gemiler, kuyu makaraları, borular, dokuma tezgâhları, tarım araçları, pompalar ve değirmen dişlileri hep tahtadan yapılırdı. Madenin uygulama alanı dardır. Araçların kesici kısımları, silahlar, zırhlar, parmaklıklar ve anahtarlar… Madenler eskilerden kalma ilkel yöntemlerle elde edilmekteydi. Demir madeni doğada “oksit” şeklinde bulunduğundan, bunu kömürle indirgerler; yani, oksijenden arıtırlardı. Bu yüzden de yakın ormanlardan ürettikleri odun kömürünü kullanırlardı. Fırtflirr altında bir demir ya da çelik birikintisi toplanırdı. Ancak, birikintinin içinde bulunan maden köpüğünü atmak için bunu iyice dövmek gerekmekteydi. Bu dövme işini hidrolik güce bağlı çekiçlerle ya da şahmerdanlarla yaparlardı.
Demire az miktarda kömür katarak daha dayanıklı bir mâdeni, çeliği elde etmeyi çoktan biliyorlardı. Bu icadın vatanı Hindistan’dır. Demir madenciliğinin başlıca merkezleri de Mîsor ve Haydarabad’dı. Oradaki teknik; demiri büyük bir fırının içine yerleştirilmiş bir kil fıçıda tahtayla ka^ Aştırmaktan öteye gitmezdi. Ekte edilen çelik ısıtıldıktan sonra hintyağına batınlır ve bu, ona ününü sağlayan bir özellik kazandırırdı.
Persler’in tanıtıp yaydığı “Hint çeliği”, bir sure sonra Şam çeliği diye fin yaptı. Şam, Bağdat ve İsfahan’da Araplar, fetihlerinde kendilerine büyük yardımları dokunan ünlü, keskin kılıçlarını yapmaya başladılar. Sonra bu yeni teknik, Avrupa’ya da yayıldı. Soüngen, Passau, Sevilla ve Tokdo çelikleri dünyaca ün yaptı. Fransa, Dauphine’deki küçük dökümhanelerin geliştirilmesi işini 1084′te papazlara emanet ederek madencilik hız verdi.
Hidrolik gücün gittikçe yerinde ve ustaca kullanılmasıyla demir üretimi durmadan artıyordu. Bu güç, yalnız şahmerdanları kaldırmakla kalmıyor, körükleri de harekete getiriyordu. Böylelikle de havanın gazla karışımını (karbürasyon) artıran yüksek ısılar elde edilebiliyordu.
Madenciler daha sonra körüklü fırınlara önem vermeye başladılar. Böylece fırınların boyları büyüdü. Yüzyılın sonlarında beş metre yüksekliği bulan bu “yüksek fınn”lar günde 750 kilo dökme demir üretecek kapasitedeydiler. Bu büyük atılım, el araçlarının nicelik ve nitelik yönünden gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlamakla kalmadı. Kanalizasyonlardan ilkel dalgıç gereçlerine kadar yeni araç ve gereçlerin icadına da yol açtı.
