Eski çağlarda saatler için kum ha­zırlığı başlı başına bir ustalık sayılır­dı. Kitapların yazdığına göre; en iyi saat kumu, mermer tozundan elde edilen kummuş. Böyle bir kum elde etmek için her seferinde (köpüğü alın­mak koşuluyla) mermer tozunu do­kuz kez şarapla kaynatmak, ondan sonrada güneşte kurutmak gerekiyor­du.Eski Mısırlılar, Yunanlılar ve Ro­malılar güneşin batışından doğuşuna kadar geçen zamanı 24 saate ayırırlar­dı. Fakat onlann bu ayırışı, bizim ayırışımıza benzemezdi. Her şeyden ön­ce, 24 saati gece ve gündüz diye ikiye ayırırlardı: Güneşin doğuşundan ba­tışına kadar geçen zamana gündüz, güneşin batışından doğuşuna kadar geçen zamana da gece derlerdi. Gece ile gündüzü de 12′şer saate ayırırlar­dı.Oysa, geçe ile gündüzler her mev­sim bir olmaz… Bunun için de yazın gündüz saatleri üzün, gece saatleriyse kısa olurdu. Kışın da bunun tam tersi olarak gündüz saatleri kısa, ge­ce satleri uzun ölürdü: Sözgelişi, Mı­sır’da gündüz saatleri yazınt bizim saatimizle 1 saat 10 dakika, kışın günde saatleri ise”50 “31” dakika sürerdi.Bunun tersi olarak, güneşin pek az göründüğü kuzey ülkelerinde kışın gündüz saatleri ancak 40 dakika ka­dar bir şeydir. Artık buna saatten çok saatcik demek daha uygundur. Buna karsıhk gece saatine de, saatten çok kocaman saat demek daha doğru ola­caktır.
Bu yüzden yaz mevsini için yapı­lan susaatleri kışa yaramaz, kış mev­simi için yapılan su saatleri de yaza yaramazdı.
Bu işi düzenlemek gerekiyordu. Kış günleri, yaz günlerinden daha kı­sadır. Bunu gözönüne alarak kışın su kabına daha az, (sözgelişi bir bardak) yazın ise daha çok, (ifa bardak) su koymak gerekirdi.Ama iş göründüğü gibi hiç de ko­layca çözümlenmiyordu. Çünkü ge­rek kışın ve gerekse yazın su kabını ağzına; yani, birinci çizgiye kadar dol­durmak gerekiyordu. Fakat su kâbı­nın içine iki bardak şu yerine bir bar­dak şu doldurulursa, kap dolmamış olarak kalır.Peki, bu aksiliğin içinden nasıl çıkar? Yani, nasıl bir çözüm yolu bul­man da hem su azabın, hem de su ka­bı ağzına kadar dolsun?O günlerin insanları bunun için şöyle bir çözüm yolu düşünmüşler: Huni biçimindeki su kabına benzer, yine huni biçimindeki bir başka ma­den kap yapmışlar. Bu kabın içi, öte­kisi gibi boş değil, doluymuş… İşte bu ikinci maden huniyi birinci huninin içinde (sözgelişi, yansına kadar sokar­larsa) daha az yer ahr ve kap, daha az su almış olurdu. Bu işin bir ölçü­ye göre olabilmesi ve bunu herkesin yapabilmesi içjn içi dolu maden hu­ninin 1 olduğu şapı, birbirine eşit çizgilerle ayırmış olmak gerekirdi. Eski insanlar bunu da yapmış ve bu çiz­giler, mevsimine göre maden huninin öteki su kabına ne kadar sokulması gerektiğini gösteren’ bir işaret duru­muna gelmiş.Görüldüğü gibi sonradan yapılan bu su saatleri, ilklerde yapılan su sa­atlerinden biraz daha karışıktı. Kuş­kusuz, eski ihsanlar şimdi bizim yap­tığımız gibi.gün ile geceyi birbirine eşit 24 saate ayırmayı akıl etselerdi; su sa­atleri, her halde çok daha basit ola­bilirdi.