1826 yılında Masson, çelik kalem ucu yapan makineyi bulmuştur. O ta­rihten beri insanlar kendilerine bin yıl­dan çok hizmet eden eski kaz tüyleri­ni ve kamış kalemleri bırakarak çelik kalem uçlarına dört elle sarıldılar.Atalarımızın kaz tüyü ve kamış ka­lemle yazı yazdıklarını düşünmek ger­çekten de garibimize gider. Eskiden Avrupa’nın resmi işyerlerinde işleri sabahtan akşama kadar büyttkierinin kalemlerini’.yontmak olan özel görev­liler vardı. Bu, çok ustalık isteyen ol­dukça yorucu bir işti. Tüyü yanlama­sına kesmek, sivriltmek ve ortasından yarmak gerekirdi. Bu işi yapmak, kurşun kalemini yontmaktan çok da­ha güçtür.
Bir sayfa yazdıktan sonra kurusun diye üzerine kum (rıh) dökülürdü. Mektubun yazılıp zarfa konmasının ardından kumlar zarfın içine dökülür­dü. Dökülen kumların hışırtısını duy­mak için zarfı sallamak yeterdi. Es­kiden yazı avadanlığı hokka, kamış kalemi ve nhdanlıktan oluşuyordu.
Kurşun kalem, çelik kalem uçla­rından daha eskidir. Eskiden kurşun­lardan yapılmış kalemlerle yazı yazı­yorlardı. Jacques Conte adlı bir Fran­sız, grafit tozu ile lüleci toprağı karı­şımından ilk kurşun kalemini yaptı.
Baskı altında incecik silindirler haline geti­rilmiş grafit parçasına yerleştirilirdi. Bu tahta parçasının üzerine aynı şe­kilde oluklu bir ikinci tahta parçası konulurdu. Bu iki parça birbirine ya­pıştırıldı. Bu tahta parçasının içinde altı tane grafit parçası bulunurdu. Parçalar bıçkı makinesiyle altı parça­ya bölününce de ortaya kurşun kale­mi çıkmış olurdu. Bunları parlatmak ve bir kutuya yerleştirmekten başka yapılacak bir şey kalmazdı geriye.