Brezilya’da 1956 yılında bir araçtırmacının kontrolünden kaçan Güney Afrika orjinii arıların, Avrupa kökenli arılar ile çiftleşmesi sonun­da, melez katil arılar ortaya çıkmış. Bunlar, Orta ve Güney Amerika’ya dağılmışlar ve bulundukları yerler­de halkın korkulu rüyası haline gel­mişler. Bir veya iki üç katil arının sokması, bir insanı veya, bir hay­vanı öldürebiliyormuş. Katil veya öl­düren arılardan, sözü bal arısına getirelim ve bu hayvanın ürünleri olan bal, arı zehiri, polen, propolis ile arı sütünün değişik doz ve ter­kiplerde hazırlanarak insan hasta­lıklarının tedavisinde kullanıldığını, bu tedaviye tıp dilinde Apiterapi adının verildiğini bir kez daha ha­tırlatalım. Bir tarafta insanı öldüren arılar, bir tarafta ise, insanın başa­rısı ile arının sağlık getirmesi. Tatlı bir denge var ortada. Doğaya ve­rilen ritmik bir denge. Arılar dünya­sındaki gezintimize devam edelim ve en yaşlı arı konusunda sizleri bi­raz hayrete düşürelim. Söz konusu arı, bundan seksen milyon yıl ön­cesinin bir yaratığı. Ceviz büyüklü­ğündeki bir amber parçasının, milyonlarca yıldan beri fosilleşmiş bir arıyı olduğu gibi muhafaza etti­ği, 1987 yılında doğa bilimcilerini ol­dukça meşgul etmiş. Bu durum karşısında arının bilinen en eski ya­şam tarihi, iki misli daha geriye kay­mış bulunuyor ve olayın en ilginç yanı, arıların dinazorlar dönemin­den beri pek az bir değişikliğe uğ­radığı gerçeğini ortaya çıkarıyor.Amerikalılar, ilginç insan­lar. Arıcılar Birliği’nin 1988 yılında­ki toplantısında arı sakalı yapma yarışması düzenlenmiş. Stephen Conlon, yaklaşık 70.000 arıyı üzerinde toplayarak eyalet rekorunu kırmış. Bu rekor sahibinin şansı var­mış; çünkü bu yetmiş bin arı içeri­sinde hazım bozukluğu çeken ve bu nedenle ishale yakalanmış arı, herhalde hiç yokmuş. Düşünseni­ze, ishal olan arılar, kovandaki gömeçleri ve çevreyi kirlettikleri gibi, sayın Conlon’u da kirletebilirlerdi.
Amerika’dan sonra Japonya’­ya geçelim ve Japonya arıcılığı için en önemli problem olan dev san arı (Vespa mandarinia) dan bahsede­lim. Bu dev san arı, sonbaharda bal arılan için sorun olmakta ve 20 adet söz konusu arı, iki üç saatte bir ko­loniyi yok edebilmekteymiş. Japon­lar, bu sorunu, kovan önlerine yerleştirdikleri özel kapanlar saye­sinde çözümlemeye çalışıyorlar.
Tarım ilâçlarının kalıntıları, biz insanları etkilediği gibi, arıları da olumsuz yönde etkiliyor. Üreticiler tarafından genellikle bitkilerin çiçek-lenme döneminde öneri dışı yapı­lan hatalı ilaçlamalar, çok sayıda arının ölümüne neden oluyor. Arı­lar üzerine en etkili bileşiklerin insektisitler arasında yer aldığı, uzmanlar tarafından belirtilmekte. Ziraî mücadele ilâçlarını satan ba­yilerin, sadece arılara zararlı olan ilâçlar için değil, genel olarak bu ilâçların dikkatle kullanılması gerek­tiğini kullanıcıya anlatmaları ve kul­lanıcının da ilâç hakkında önerilerini gözardı etmemesini hatırlatmakta fayda görüyoruz.Haberleşme, ulaşım, uzay,sa­vunma çalışmalarında yaygın kullanımı olan radar teknolojisi, entomolojik çalışmalara da girmiş durumda. Radarlar sayesinde, bal arılarının, örneğin, uçuş uzaklıkla­rı, yükseklikleri, uçuş zaman ve yo­ğunlukları saptanabilmektedir. Ayrıca bal arılarının yaşamlarının in­celenmesinde bilinmeyen bazı nok­talar da radar sayesinde açığa çıkarılabiliyor.
Kaçakçılığın sadece insanlara özgü olumsuz bir olay olmadığını, Yunanlı arılar ispatlamış. Yunanis­tan’ın Sisam Adası’ndan, Güzel çamlı bölgesine her sabah düzenli şekilde gelen Yunanlı arılar, bu böl­gedeki nektar kaynaklarını rahatça kullanmışlar ve sonra da kendi kovanlarına taşımışlar. Millî Park olarak ilân edilmiş olan bu bölge­ye bizim kendi arıcılarımız, dolayı­sıyla arılarımız giremezken, 1988 yılında bu garip, ama gerçek olayı Rıfat Can adındaki Aydınlı seyyar arıcı, elli dört arkadaşı adına Tek­nik Arıcılık Dergisi’ne bildirmişti.
Ah, anlar bilmeden neler yapı­yorlarmış meğer. Kaçakçılıklarının yanısıra zehirli alanlara girip, önemli miktarda zehirli bileşiğin taşıyıcısı olup, bu maddeleri balın yapısına katabiliyorlarmış.
Arılar belki de “siz çevreyi kir­letmeyin, biz de size temiz bal sunalım” mesajını veriyorlar. Ne dersiniz?