Ekili alanların yapay yöntemlerle sulanması ilk kez Milat’tan 5 bin yıl önce, eski Mısırlı­lar tarafından bulundu. Daha sonraları, ku­rak yerlere su getirmek için Nil Nehri’nden boyları 20 kilometreye kadar uzayan kanallar kazdılar. Aksi takdirde ektikleri bitkilerin kav­rulup gideceğini biliyorlardı .Kanatlardaki su se­viyesi çok az olduğu zamanlarda da suyu da­ha yüksek arklara aktarmak için kepçe siste­mim geliştirdiler. Eski Babil, zenginliğini ve güzelliğini, bü­yük oranda iyi bir sulama sonucu aldığı bolmansuıe üuryıuuuı. oumıuamu jmuımu, »uy­kusuz Yeni Dünya’da da keşfedildi. M.Ö. 500 yılında, Peru yerlileri, ekili alanlar için su ka­nalları kazdılar. Bugün Arizona Nehri’nin va­disinde yapılan kazılar, o dönemde Perulula­rın uzunluğu 2 bin kilometreyi bulan bir ka­nal şebekesiyle, 800 bin dönümlük bir alanı suladıklarını ortaya koyuyor.
M.Ö. 400 yıllarında Mısırlılar, yapay ha­vuzlarda ve kanallarda bulunan suların düze­yi çok düştüğünde, bundan yararlanabilmek için özel bir aygıt geliştirdiler. Bugün Ortado­ğu ve Asya’nın birçok yöresinde hâlâ kulla­nılan bu sistemde, bir sıngın bir ucuna büyük­çe bir ağırlık bağlanıyor. Öteki ucuna da bir kova takılıyordu. Sırık ortasından bir desteğin üzerine yerleştiriliyor ve kovalı uç, suyun bu­lunduğu yere daldırılıyordu. Kova dolduğu za­man sırığın öteki ucundaki ağırlığın etkisiyle yükseğe çıkıyordu. Bu tarihten 200 yıl sonra Çinliler, 2 milyon dönümlük bir alanı sulamak üzere Tu-Kiang Barajı’nı yaptılar ve böylece sulama alanında bir çığır açıldı.