Pragsagora ve Blepiros dönemindeki Yunanistan’da tek tük, çok daha gündeş saatlere de rastlanabilirdi. Hikâye edildiğine göre; bu yeni saatler, Yunanistan’a Asya’dan, bilginlerin bolluğu ile ün salmış Babil’den gelmişti.
O zamanlar (yani 2600 yıl önce) Babil dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Babil’de bilim ve teknik de çok ilerdeydi. Eski Yunanlılar, Babil’den pek çok şeyler almışlardır. Babil’den öğrendikleri şeyler arasında zamanı belli parçalara ayırmak işi; yani, saat de vardı.
Zamanı belli parçalara bölmek anlamı (saat) sonraları Yunanlılar aracılığıyla Avrupa ülkelerine de geçti. Bazı söylentilere bakılırsa, Yunanlılara gündeşsaafî öğretenler, Asurlular olmuştur. Ajurlulardan Yunanlılara geçen saat, belli bölümlere ayrılmış bir kadraridir. Ama bunun en büyük eksiği akrepsiz, yelkovansız oluşuydu.
Acaba, akrepsiz ve yelkovansız saatler yeni âlet, ilk zamanlarda eskisine çok benzerdi. Uk mızrak, kargıdan pek az farklıydı. İlk ok, mızrağa çok benzerdi. Fakat okla kargı, birbirinden artık iyice farklılaşmıştı. Ok ve yayla avlanmak, kargıyla avlanmaya hiç benzemezdi. İnsanın yalnız âletleri değil, kendisi de değişiyordu. Bunu kazılarda bulunan iskeletlerden anlıyoruz. Mağaraya giren insanı, buz çağının sonunda mağaradan çıkan insanla karşılaştırırsak, bunların başka başka iki varlık olduğu görülür. Mağaraya giren; henüz maymuna benzeyen, beli büyük, bocalaya bocalaya yürüyen, hemen almsız ve çenesiz Neandertal Adamı’ydı. Mağaradan çıkan da dış görünüşüyle bizden pek az farklı olan, boylu boslu Kromanyon Adamı’ydı.
