Tarihini anlattığımız dönemlerine kadar tekniğin oldukça kaba bir görgü ve deneyimlere dayandığı yeterli derecede belirtilmiştir. Bir sütuna verilecek kalınlığı kararlaştırmak, iki geminin çatısını kurmak ve bir değirmeni döndürecek akarsuyun kaç metre yüksekten düşmesi gerektiğini saptamak için o günlerin Miltebdislerinin günümüzdekiler gibi ana kurallardan hareket ederek bunları özel durumlara uygulamak olanakları yoktu. Bütün bilgileri geçmiş cağların deneylerine dayanıyordu. Tıpkı Sümerler için söylendiği gibi işe, her duruma özgü ayrımdan girişiyorlar ve okullarda öğretilen kuramsal ilkelere dayanamıyorlardı. Zaten Almanya ve Hollandabenzeri birkaç ülkenin dışında mühendislik okulları da yavaş yavaş ilerletilerek öğreniliyordu; Bîr süre sonra tekniği yalın reçeteler şeklinde değil de birimin öncülüğünde öğretecek okulların açılmasını öneren, gerçek kişî, artes oldu. XV. yüzyılda başlayan teknik ilerlemenin Avrupa uygarlığnının gelişmesini sağladığı,tejytoyenlere verilen önemin büyük çapta artmasından da anlaşılmaktadır. teknisyenlere büyök değerler veriliyor ve hükümdarlar, bunları birbirlerinin elinden kapmaya çalışıyorlardı. Fransa kra}ları (VII, Charles ve I. Frân-çeis) Üendislerinî; İngiltere Kralı (VI. Henry) Macar madencilerini; Çar Korkunç Ivan da Danimar ve İngiliz mar
den sanayi teknisyenlerini hizmetine almaktaydı. Öte yandan camcılar, top dökümcüleri, darphane teknikerleri de liman yapdncılan anamalcılarla hükümdarların çağrılarına uyup ülkeden ülkeye dolaşmaktaydılar.
Teknik üzerine yazılmış geniş eserler de büyük ilgi görüyordu. Konuyla ilgili bütün yöntemleri bir araya getiren yazarlar, bunların uygulayıcıydılar da. özellikle Agrkola’nın yukarıda sözlünü metallica” ve Bbingae ” ad-İreseri tutulmaktaydı. Makineler; birçok yazarların eserinde tanımlanmış, çalışma biçimleri açıklanmış ve zamar-, nında bit eserler durmaksızın basilmiş, birçok dillere de çevrilmişti. Bu eserler arasında “Eskiler”inicilere de bir yer ayırmak gerekir. Çünkü Rönesans; Ortaçağ’da unutulmuş olan geçmiş bilimlerin yeniden yaşama kavuştukları bir uyanıştır. Arşimet ye Heröne gibi bilginlerin eserlerinin unutulmuşluktan çıkarılması bu çağın en büyük keşiflerinden ilk baskısı, 1544′te Yunanca asıllarına dayanılarak yapıldı. Onu izleyen öteki bilginlerin eserlerinin de basri^ ması ve yayılması sonucu, bu verimli zekâların icatlarının o çağın düşüncesine derin etkileri oldu. Bir Arşimet yariim Aristoteles neydi ki? Herone”un olağanüstü verimliliğine haıtgi ’skolastik’ sahip olabilirdi? Gerçekten de Rönesans teknikerlerini özellikle etkileyen, bu ikincisiydi. Rönesans tekniklerinin saydığımız nice buluşlar ve icatlar; aslında bu İskenderiyeli mühendisin eseridir.* Leöhardo da Vinci bile herhalde “aspiratör”, “otoregiila lamba”, “otomatik kilitli kapı”, “basma tulumba”, “tek direkli macuna”, “niiiîfâp” ve daha birçoklarım ondan esinlenerek ortaya koymuştur.
Öyle ki, İskenderiyelilerin örneği-;-; ne uyan bilisiz fakat düş güçleri zengin araştırıcıların verdikleri hızla Rönesans’ta teknik buluşlar alanında olağanüstü bir atılım yapılmış olmasına şaşmamak gerekir. İcatçıların en gözde olanları» savaş teknikerleriydi. Krallar; aynı zamanda ordularının komutanları olduklarından, istekleri öncelikle ’siyasaUannın aracı’ orduyla ilgiliydi ye bu nedenle de, aradıktan ki-siler silahlan geliştirecek usta teknikerlerdi. Teknikerler zaten dar bir alanda çalışmıyorlardı; sözgelişi, bir top dökümcüsü, madencilik konusunda da Sasanh çalışmalar yapmaktaydı. Bir istihkâm müaencHsiııin deneylerinden edindiği bilgiyi, yam sıra yol ya da kanal yapım işlerinde de uygulaması akıllıca bir uygulama değil miydi? Rönesans tekniği, tek kaynaktan çakan tutarlı uygulamalar toplamı ol-mak bir yana, tam tersi, esinlemelerin ve gereksinmelerin ürünü değişik icatların her yandan ftşkırdığtbir tutarsızlık dizisidir. XI. yüzyılın yaylı arabası; XVI. yüzyılda İtalya’da ka-a tutturulmuş, iri kumaş ve’yaği süslenmiş lüks “Carrocdo” oldu. VI. Henri’nin suikast sonucu ölmesinden sonra arabanın pencerelerine cam geçirilmesi akıl edildi. Dingil ve ön takımlar hâlâ sabiti; tavam istenildiği anda açılıp kapanabilecek bir tente biçimini almış ve de uzunluğuna konmuştu. Buz patenleri ve Prens Maurice d’Orange’ın askerlerini taşımak amacıyla kullandığı (1589) yelkieıtli araba, da aym yüzymn icattandır. Bunun ya-nında önemi gittikçe artan madencilikte de büyük ikriemeler olmuştur. Yüksek ısıda karbonlu çelik üretme-jrin bilindiğini Âgricola ve Biringue-cîo’nun eserlerinden öğrenmekteyiz. Topların ve çanların dökümünde yalnız tunç kullanılıyordu. XV. yüzyılda Nurenberg’de bir teneke fabrikası vardı; bu, som demire çubuk, köşebent, levha ve ray gibi biçimler veren “hadde makinesi”nin icadından sonra’ büyük bir gelişme gösterdi {1552). Öte yandan da, “sikke makineleri” (1578) hizmete konmuş-tu. Bu icatlara “hareket kollan”nı ve “manivela’,lan da eklemek gerekir. Bunlar önceleri çıkrıklara, tornalara ve tulumbalara takılmaktaydı; sonra-lan, “motor”ünkadıyla daha büyük bir rol oynamaya başladılar. Bu sıralarda yün sanayii 1 ngilte-’ re’de büyük bîr gelişim gösteriyordu. Toprak sahipleri, ekilebilir toprakla-n meralar haline getirmeye.başladılar; birçok araştırmacılar da dokumacılık zanaat için çalışmalara giriştiler. Böylece, 1589′da bir İngiliz kilise adamı, William Lee, uzunca bir uğraş sonucu ‘otomatik bir trikotaj makinesi’ yaptı. Önü sonra da Avrupa’nın öbür ucunda (Danzig’de) ‘otomatik kurdele dokuma makinesi’ ortaya çıktı. Hepsi bu kadar da değildi. Bunlara ‘yangın tulumbası’nı aS18), ‘ot biçme makinesi’ni (1524) ‘çarklı gemi’yi (1534), ‘asma köprüyü (155(Q, ‘kurşmludem’i (1565), gelgitin hareket gücüne dayanan ‘tulumba’yı (1598V da eklemek gerekir. Gününün gerekliliklerinden ye esinlemelerden doğan çeşitli icatlara zamanın modası gereği ortaya çıkan binakım ipe sapa gelmez bulgular da katılmıştı: “Devridaim makinesi”, “filozof taşı”, “hayat iksiri” vb. Yeterli bilimsel temellere dayanmayan, hatta eleştirme bile uzak olarak onaya konan birçok tutarsız teknik icat sonucu; teknik, toplu bir gelişim ve ilerleme elde edememişti. Öncelikle yapılması gereken şey, bir arıtma işlemine girişerek büyücülük kokan ayakbağı araştırmalara son vermek, sonra da en yararlı bir şekilde yönetilen “gerçek icatlar disiplini” kurmaktı. Ama, bu reformlar hangi yetkinin denetimi altında gerçekleştirilecek; hangi güç, araştırıcılara “Şuradan değil, buradan gideceksiniz” diye yol gösterecekti?
