“Suyun ayrışmasıyla oluşan oksijen ve hidrojen elementleri, uzun süre dünyanın enerji ihtiyacını kar­şılayacak. Gelecekte vapur ve trenler, artık kömür de­poları yerine, gaz tankları taşıyacaklar. Gaz tanklarındaki sıkıştırılmış gazlar, borularla yanma ka­zanlarına akacak. Su, geleceğin kömürüdür”. Fran­sız bilimkurgu yazarı Jules Veme’nin, 1875 yılında Paris’te yayınlanan “Sırlar Adası” adlı kitabında, mü­hendis Cyrus Smith’e ifade ettirdiği bu sözleri, belki de 120 yıl sonra gerçekleşecekti, ileriyi gören usta, doğrusu bir konuda yanıldı: Bu yeni enerji devrini lo­komotifler ya da gemiler değil, bilakis uçaklar başla­tacaktı.Hamburg-Finkenwerder’de nakliye ve yolcu uça­ğı firmalarınca benimsenen, gelecekteki hava trafiği­nin çevrede doğuracağı sorunların çözümü konulu çalışmalar, yine ilgili-çevrede MBB’nin geleceğe yö­nelik araştırması olarak değerlendirilmektedir. Daha 70′li yıllarda, fiyatı hızla artan petrole karşı bir alterna­tife sahip olmak için bütün büyük uçak yapımcıları, ve Amerikan Uzay Araştırmaları Merkezi (NASA) tarafın­dan hidrojen konusunda araştırmalar yaptılar. Denemelerin sonucu: Hidrojen, havacılıkta kullanılabilir; ancak hava alanlarındaki alt yapı çok pahalıya mal olur. Petrol fiyatlarının düşürülmesiyle bu düşünceler rafa kaldırıldı. Buna rağmen, MBB firması uzmanlarının, sa­dece “çevrenin korunması, her şeyden önce gelir” dü­şüncesinden hareket ederek araştırmalarına devam ettikleri bilinmektedir.
MBB’de Araştırma Geliştirme Müdürü Dr.Dieter Volk, “şayet hava taşıtlarında toplam benzinin sade­ce %1 ile 1,5′unu kullanırsak, bize öyle geliyor ki, ha­va trafiğinde çevre sorunları kendiliğinden hallolur” diye ifade ediyor. Bundan dolayı gelecek için, soru­nu çözecek yeni bir şeyler hazırlanmalı, bu da hidro­jen olabilir. Renksiz ve kokusuz bu gazın yanması sonucu, çok az zararlı maddeler oluşur. Hidrojenin da­ha önemli avantajı: Kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların veya odun, yer kömürünün aksine, sera et­kisinin nedeni olacak tek bir karbondioksit molekülü bile oluşmaz. Büyük çapta iklim değişmelerine yol aça­bilecek ölçüde yerkürenin ısısının artması da söz ko­nusu değildir.
Bazı gerçekler şüphesiz değişmiyor ve hidrojenin, geleceğin enerji alternatifi olacağını gösteriyor. Bu kay­nak, insanlığın hizmetine gireceği günü bekliyor. Su­yun bileşenlerine ayrışması için, özel sistemlerin rejenerativ enerjilerle (güneş, rüzgâr, su ve yer ısısı) kurulması gerekir. Hidrojen, bugüne kadar kullanılan uçak yakıtından üç kat daha yüksek yanma randıma­nına sahiptir. Bu suretle, uçağın beraberinde taşıdığı yakıtın ağırlığı çok daha az olacak. NASA’nın deney­leri, yakıt olarak kullanmak için yeni tekniklere ihtiyaç duyulan hidrojenin, uçak benzininden daha güvenilirolduğunu, şimdiden açıkça gösterdi. Bunlar, prensip olarak uzay yolculuğundan biliniyor.
Ancak hidrojenin özgül ağırlığının az oluşu, özel­likle daha büyük tanklara ihtiyaç duyulacağı anlamı­na geliyor. Bununla beraber tamamen hidrojen yakıtına göre düzenlenmiş geleceğin yeni modelleri, büyük tank hacimlerine rağmen, konvensiyonel uçaklardan daha hafif olacak. Buradaki en önemli husus, yakıt maddesinin hafif oluşudur. Daha hafif uçakların, da­ha küçük motorlara ihtiyaçları vardır. Bunlar hem enerji tasarrufu için hem de çevre için elverişlidirler. Bugün­den itibaren piyasada bulunan motor aksanı, olduk­ça problemsiz bir şekilde hidrojen sistemine çevrilebilir. Üç jet motoru sıvı hidrojene göre düzenlenmiş “Tupelow-155″in 15 Nisan 1988′de ilk havalanışı hak­kında, “0 kadar sansasyonel olmasa bile Sovyetler Birliği’nin bu yöndeki bilinen ilk işaretleri belirlemesi, hayret edilecek bir şey”, diye yazıyordu. Fachblatt Nachrichten (Alman Sanayiciler Derneği Meslekî Ha­berler Gazetesi)HİDROJENLE UÇUŞ
Batı’da hangi uçak bunun için uygundur? Model, hidrojen tanklarının yerleştirilebileceği büyük bir yük yeri bulunan “Airbus 300″ modeli esas olarak alına­bilir. Daha sonra ihtiyaç halinde gövde de uzatılabilir. Bir başka yenilik olarak, koltukların üzerine boydan bo­ya sıvı hidrojen tanklarının inşası da düşünülebilir. Dr.Volk, şöyle diyor: “Bu değişimin olabilmesi için, son­radan milyarlara mal olacak tamamen yeni bir uçak tasarlamamız gerekmezdi; bilakis böyle bir eski mo­del temelinde başlanabilir, ilk olarak bütün teknik prob­lemleri açığa kavuşturmak için, tabiî ki, böyle bir model Airbus’u uçurmalıydık.”
Uzun süre çözüm bekleyen bir problem var: Eğer yük yerine hidrojen tankı yerleştirilirse, ister istemez yer kaybı olacak. Kısa mesafelerde (900 km’ye kadar olan mesafeler) valiz ve çanta miktarı az olduğu için, bü­yük problem yok. Hamburg’tan havalanması gereken bir deneme uçağı, o halde Londra, Paris, Milan, Bu­dapeşte, Varşova, Stockholm, Oslo veya Edinburg gibi şehirlere yakıtı ile ulaşabilecek. Ayrıca kısa mesafeler, istatistiklerden de anlaşıldığı gibi üst sıralarda yer alı­yorlar ve hava koşullarına bağlı olarak hissedilir bir artış gösteriyorlar.
Airbus tiplerinin hidrojen yakıtı için hazırlanması dı­şında tamamen yeni, servis için özel yapılmış hidro­jenli uçaklar düşünülebilir.Yük, yolcu ve hidrojenin kanata yerleştirildiği “Kanat Uçak” diye adlandırılan modellerde, bir başka değişiklik olabilir. Kuyruk terti­batı olmadığı için problemler, belki de yaklaşık 35-40 metre boyundaki bu yeni uçak modelinde ortaya çı­kabilecek.
Airbus projesinin getireceği daha birçok malî avan­tajlar var: Ek gelişim çalışmaları en aza indirgenerek, yapı âletleri ve cihazlar tekrar kullanılabilecekler. Çok az bir değişiklikle ihtiyaç duyulan parçaların montajı yapılabilecek. O halde masrafın büyük bir kısmının sıvı hidrojen teknolojisi alanında olacağı kesinlik kazanı-yor. Peki, su ile havaya ne zaman uçulur? Deneme uçuşu, en erken 6 yıl içinde gerçekleşebilir ve düzen­li olarak seferlerin yapılması da 2007 yılında olacağı düşünülebilir.
MBB’nin geri satın almak zorunda olacağı bir Air­bus, yaklaşık 50 milyon mark tutarındadır; buna tek­nik donanım ve altyapı katılınca hepsi 200 milyon marka ulaşabilir. O halde MBB’nin, birlikte çalışmak isteyen, çeşitli firmalarla önceden ilişki kurabilecek bir ortağa ihtiyacı var.
Peki, yeni enerjinin ekonomikliği ne derecededir? Dr.Volk’a göre: “Hidrojenle uçuş, hidrojenin gelecek­teki mal oluş fiyatı, halihazırdaki normal yakıttan biraz daha pahalı olacak.” O halde, bu durum bir süre de­vam edecek, tâ ki, sorun daha ekonomik oluncaya ka­dar. Bunun yanında ne kadar çok hidrojen üretilirse, o kadar daha ucuz olacağı şüphe götürmez bir ger­çektir.MBB’deki proje uzmanlarını ümitlendiren bu olay, onlara, iyi bir aşamada oldukları hissini veriyor. Yani Hamburg, hidrojen teknolojisinin kullanımında Fede­ral Almanya’da bir anahtar rolü üstlenmek ve Avrupa-ûuebec (Kanada) hidrojen pilot projesinde, ortak ola­rak bulunmak istiyor. Bu uzun ismin arkasına italya, Ispra’daki Avrupa Topluluğu Araştırma Enstitüsü’nün bir teşebbüsü saklanıyordu. Bu teşebbüs, bir taraftan su/hidrojen sisteminin teknik gerçekleşebildiğini, di­ğer taraftan ekonomik kullanımını açık bir şekilde ispat etmek zorunda. Kimya sanayii, enerji ve elektrik ida­resi, otomobil ve uçak sanayiinden oluşan 20′den fazla Avrupa müessesesi ve enstitüsünün katıldığı projele­rin yönetiminin “Ludvving-Bölkovv” adında bir tesisi var. Planlama için, 1990 yılının sonuna kadar 3 milyon Av­rupa para birimi (6,3 milyon mark) kullanıma hazır bekliyor.
Kanada, su gücünden elde ettiği bitmez tükenmez enerji rezervini tasarruf ediyor ve bugün bile kendi kul­landığının üzerinde enerji fazlası var. Bu fazla enerji, suyun bileşenlerine ayrışması (elektrolizi)nda kullanı­larak oluşan hidrojen, sıvılaştırılmış gaz tankerleriyle Atlantik üzerinden Bremen, Hamburg ve Lübeck’e gönderilebilir. Kanada ve Avrupa Topluluğu arasında yapılan, 100 Megawatlık bir pilot proje sözleşmesi ile gelecekteki hidrojen enerji hazırlık sistemlerinin belir­lenmesi, inşası ve denenmesi tespit edilmiştir.
Kanada, sıvı gazın üretilmesi, işlenmesi ve deniz nakliyatını üstleniyor. Hamburg’un hissesine ise, boşaltma, depolama ve dağıtım gibi kazanç getirici işler düşüyor.
Böylece, Hamburg gaz ve elektrik santralleri (HGW ve HEW), enerji yüklü sıvıyla güç santrallerini çalıştır­mak için, işbirliği yapıyorlar. Buna ek olarak, Hamburg trafik işletmesi, yeni banliyö trafiği tekniği denemesini ele geçirmeye çalışıyor. Şimdiye kadar çevre için za­rarlı hat otobüslerini temiz gaz yakıta göre tanzim et­meye çalışan Daimler-Benz Holding’in, bu hususta onlara yardım etmesi gerekiyor. MBB’de araştırma ve geliştirme müdürü olan Dr.Volk, şimdiye kadar tasar­lanıp bu seviyede mümkün olabilecek bir üçüncü nok­tayı şöyle niteliyor: “Avrupa Quebec projesi, bir gösteri uçağı tasarımızla en iyi şekilde birleştirilebilirdi. Ham­burg’da bulunacak benzin depolarımız için hidrojenin kolayca temin edilmesine uzun süre (fiyatlar ekonomik olmasa bile) katlanılabilir.”
Grönland, potansiyel olarak Federal Almanya’nın toplam elektrik enerjisi üretimi kadar su enerjisi biriki­mine sahip. Ancak, taşıma yerine Grönland hidrojeni de denizaltı boruları vasıtasıyla daha kolayca Kana-da/ABD’ne veya iskoçya’ya gönderilebilir. Sahra’nın güneş pilleriyle donatılması ve hidrojen haline getiril­miş enerjinin kısmen bugün bile var olan boru hatla­rıyla Avrupa’ya gönderilmesi şeklinde, sık sık gündeme gelen proje, mükemmel bir düşünce olarak kabul ediliyor.
Hamburg projesi, Stuttgart’taki Alman Havacılık ve Uzay Araştırmaları Merkezi’nden (DLR) destek alıyor.