Gemicilik tarihi iki cağa ayrılmalıdır: “Kürek-dümen” ve “menteşeli dümen.” Birincisi, bütün geçmiş dönemi ve XII. yüzyıla kadar Ortaçağ’ı ele alır. Yön, pupada tutulan bir kürekte sağlanırdı. Küreğin boyutlarının bir insanın gücüyle orantılı olması gerektiğinden, gemicilik ancak durgun havalarda yapılabiliyordu. Bu durumda kışın gemiyle yolculuk yapmak olanaksızdı. Mısırlılar, buna bir çıkar yol aradılar ve XII. Sülâle döneminde daha büyük bir kürek kullanmayı ve bunu pupaya bağlamayı denediler. Ne var ki, bu yöntem pek geliştirilemedi. Konjmın yeniden ete alınması XI-II. yüzyılı buldu ve o zaman gerçek anlamıyla “menteşeli dümen” ortaya çıktı. Bu, “dümen yelpazesi” denen uzun bir» tahtaydı; gemiye de dümen yekesi’yle yön veriliyordu. Bu yeke, dümen yelpazesine geniş bir yüzey kazandırdığı için daha az bir güç harcanarak manevra yapmak mümkün oluyordu. Karalar gözden kaybolduktan sonra denizde nice deneysel kurallara dayanılarak yol bulmak ve bunu sürdürmek mümkün değildi. Bilimsel tekniğe başvurmak zorunlu olmuştu. Gidilecek, mesafe çok uzak oldu mu, dünyanın küresel düzeyi düz bir planda gösterilemiyordu* Bu nedenle, gemiciler son çözüm olarak XVI. yüzyıla kadar kullanılacak “Yer yuvar-İagV’na başvurdular. Bununla geminin bulunduğu yer, enlem ve boylamlara göre belirlenmekteydi. Bunun için de X. yüzyılda Araplardan gelme ‘usturlap’Iar kullanılmakta; bunlarla yıldızların yükseltisi bulunarak kabaca bir enlem-boylam saptanması yapılmaktaydı. Fakat boylam hesaplarında birkaç dereceye varan hatalar yapıldığından işler yine karışıyordu. Gemiciler, bu ilkellik çağındaki yöntemlerle kalmış olsalardı, kıyılardan uzaklaşmaya dünyada cesaret edemezlerdi. Neyse ki, ellerinde pusula vardı. “Pusula”! İşte bir Çin icadı daha… İsın sülâlesi döneminde (265-419), Çinliler mıknatıslı bir iğne sayesinde “Güney’H belirleyebiliyorlardı. İğnenin bu özelliğinden yararlanmak için 424′te “Mıknatıslı’ arabalar” yapıldı. Bu arabalar dikey , bir eksen çevresinde dönen bir heykel’ taşımaktaydı. Heykel, içinde gi/li bu liman bir mıknatısın etkisiyle hep gfc neye dönük dururdu. Çinlilerin kendilerine mal ettikleri bu icadın gerçek mucitleri, Viking’lerdir. Bunlar, 874′te İzlanda’yı fethetmişler; 932′de Grönland’ı keşfetmişler ve 1000 yılında (yani, Colomb’dan beş yüzyıl önce) Amerika’ya ayak basmışlardı. Pusulaya sahip.olmasalardı, bu olağanüsütü başarılaranasıl ulaşabilirler, acık denizlerde binlerce millik mesafeleri nasıl aşabilirler ve hareket «trikferi noktaya nasıl dönebflirlerai?
Avrupa’da (Fransa’da) pusuladan ilk kez İ200′de söz edilmeye başlandı. Bunu, 1207′de İngiltere ve 12134e İzlanda izledi. Pusulanın hâlâ ilkel bir yapısı vardı.
İlk önemli gelişmeyi gerçekleştiren Pierre de Maricourt oldu (1269). İğneyi bir mile geçirdikten sonra bunu bir yan saydam ve derecelenmiş bir kutunun içine yerleştirdi. Böylece gemicilerin pergeli halini alan bu gerçek artık onlara etkili bir rehber olabilecek; bilinmeyen denizlere açılmalarını ve Büyük Keşifler Çağı’nı açmalarım sağlayacaktır.
