Portekizliler, kurt denizciler olduklarını kanıtlamışlardı. Prensleri (sonradan tahta çıkarak kral) Gemici Heary’n'ın (1394.1406) desteğiyle doğudan gitmeyi denediler. Ekvator’u, ilk kez 1471′de aştılar. Bu, içlerini hem kaygı, hem de kıvançla dolduran bir başarı oldu. Bir söylencede yakıcı, sıcak bölgelerde ateş akan ırmakların bulunduğu, denizin kaynadığı ve oralara kadar sokulacak gemilerin zendlesecekleri ileri sürülmekteydi. Bununla birlikte, on beş yıl kadar sonra Bartholomen Dias, Ümit Burnu’nu geçti. (1498). Vasco de Gama (1469-TS24) da bunca tutkuyla göz dikilen yolları aşarak Hindistan’a vardı.
Ümit Burnu’ndan geçen Lisbon -Goa yolu hem uzundu, hem de sayısız tehlikelerle dolu ve pahalı. Daha kısa, daha doğrudan bir yol bulunamaz mıydı? Elbette bulunabilirdi; ancak, o çağda hâlâ inanılmayan bir varsayım, dünyanın yuvarlak olduğu görüşü doğrulanırsa… Bu durumda, Hindistan’a yalnız Doğu’dan değil; Batı’dan da gidilerek ve Okyanus’a doğru açılarak varılabilirdi.
CenövafiKrîstof Colomb (Chris-tophe Colombus) 145t’de bu amaçla denizlere yelken açtı. Otuz beş gün süren bîr yolculuk sonunda bir sabah, tayfalar “kara göründü!” diye haykırdıklarında; Kaplan gözlerinin önünde uzanan o kara parçasının Asya olduğuna kesinlikle inanmıştı. Oysa, ayak bastığı topraklar Antil adalarıydı ve Asya yerine Amerika’yı keşfetmişti. Fakat sonunda’ Batı’dan Hindistan’a giden yol da bulundu. Bundan böyle seferlerin çoğu oradan yapılacak: Mageilan, I51.9-1522 te dünyanın çevresini bu yoldan çepeçevre dolaşacaktır.
O güne dek uygar ülkeler Akdeniz’in çevresinde bir tür sıkışıp kalmışlardı. Amerika’nın keşfiyle dünyanın yüzü de değişti. Yepyeni, gittikçe çoğalan ticaret yollan ortaya, çıktı. Akdeniz’e oranla çok daha büyük denizlere açılma zorunluluğu, gemicilikte de devrim yaratılmasını kaçınılmaz bir duruma getirdi.
Öğünlerde, Avrupa donanmasının belli başlı teknesi sayılan “kalyon”; küçük denizlere, kısa mesafelere ve ılıman bir iklime göre yapılmıştı. tti-:cigücü de yan çıplak kürek çeken ve açık hayada yasayan kürek mahkûmlarıydı. Yelken, ancak bir yardımcı öğeydi, o kadar. Ne var ki, mahkûmlara bir ay süren yolculuklarda kullanmanın ve onların da tropikal güneşe ve kutupların soğuğuna dayanmaları zordu.
Gerçekten, “Okyanus Gemiciliği’nin bambaşka koşulları ve zorunlulukları vardı. Uzun yolculuklar ve değişik iklimlerden Ötürü gerru, yalnız bir taşıt aracı olmakla kalmayıp içindi yaşanabilir kapalı ve kuru bir yer olmalıydı. Yolculuğun uzaması, küreklerle yerinilmesin! olanaksız kılıyordu. Öte yandan rüzgârların düzenli oluşu sözgelişi alizeler (1) yelken kullanılmasına çok uygundu. Buna eklenen daha bir sürü nedenlerle, kalyon gibi bordaları çok basık tekneler yerine okyanus koşullarına uyan daha yüksek, dayanıklı ve sağlam gemilerin yapılmasına başlanan teknelerin bövlan. bazanGolomb’un Santa Maria’sı gibi 22 metre olduğu gibi, 50 metre olanları da vardı. Burun ve yüksek, yanlan şişik olan bu gemiler, hantal biçimleri, su sızdırmaz güverteleri, kare yelkenli üç direği ve eksenli düme-niyle yâbuz dayanıklı bir barınak değil, aynı zamanda en zorlu yolculuklara bile korkusuzca çıkılâbilecek gerçek açık deniz tekneleriydi.
Fakat yâlnızca gemiye sahip olmak, denizcilik için yeterli değildir; bunları yönetebilmek de gereklidir, kuşkusuz. Eskiler, kıyılan gözden kaybetmeden salt denizcilik yapmakla yetinmişlerdi. Karalar gözden kaybolunca iş sarpa sardı. O zaman usturlap ya da bulunulan yerle Kutupyıldızı’nın açısını belirleyen ye “Arbatete” denilen araç kullanılmaya başlandı. Geometri, bu açının enleme eşit olduğunu kanıtlamıştı. Ancak Ekvator’u aşar aşmaz, bir başka güçlükle karşı karşıya gelindi: Güney yarıkürede Kutupyıldızı görünmez oluyor; bu yüzden, bulunulan yeri saptayabilmek için başka bir yöntem keşfetmek gerekiyordu. Bu kez işe gökbilimciler elattılar.
Boylamın he: da büyük
zorluklar yaratıyordu. Bilindiği gibi, başlangıç meridyenjyle bulunulan yer arasında oraya varmak için’ geçen sa-ata bağlı bir itişki vardır: Ne kadar saat geçmişse, o kadar onbeş derecelik boylam aşılmış demektir, Fakat başr iangıç meridyenindeki saati ’sabit’ tutmak güçlüğü, işi altüst etmekteydi. XIV. yüzyılda Alman Peter Hen-İein’iı icat ettiği saat, vatandaşı Ja-cob Zach tarafından geliştirilmiş ve kum saatinin yerini almıştı. Öyle olduğu halde, yine de 20 dereceye kadar varabilen hatalar yapılıyordu.
öte yandan, yön, yalnızca kuzeyle meydana getirdiği acıda hesaplanabiliyordu. Bunu da, pusula güvenilecek kadar hassaslık’la göstermekteydi, ama gemicilerin çoğu bu “acdun” (I )ı ‘ göz önünde bulundurmuyorlar d ı Mıknatıslı iğnenin verdiği yönü, grafik olarak haritanın üzerine aktarma işini ISSO’de Flamaa Mercator (1512-1594) başardı. Mercator, aynı zamanda deniz haritalarında günümüze kadar kullanılan bir izdüşüm sisteminin de yaratıcısıdır. Böylesine derme çatma yöntemlere bir çeki düzen vermek, hem gökbiliminin ve hem de tekniğin yardımıyla gerçekleştirilebilirdi ancak. Birincinin görevi, “Tanıma” yıldızlarının hangileri olabileceğim göstermek, konum ve hareket konusunda şaşmaz ölçüler vermekti. Bu işle, bilgin Thyche Sfa-ne görevlendirildi. Brahe’deh sonra Kepler, Galile ve Newton nıaternatik gökbiliminin kurucul olacaklardır. Artık bundan sanfasu tekniğe kalıyordu; şaşmaz ve duyarlı araçlar yapmak için elde yeterince bilimsel veriler vardı. Bu da, Georges Hartman (1489-1564) gibi yapımcıların çabalarıyla gerçekleşti. XIV. yüzyıldan başlayarak Onun yönetiminde kurulan ilişkilerde seri halinde arbaleteler, usturlaplar, pergeller ve güneş kadranları üretilmeye başlandı.
