Cam, Romalılarda yaygın bir alanda kullanılıyor, hatta işlenerek üzerine gravürler yapılıyordu. Ortaçağ’ın karışık ortamına rağmen cam yapımcılığı ormanlık bölgelerde, manastırların çevresinde ve kentlerde gelişti. Yalnız Fransa’da yirmi beş fabrika vardı. Bunlardan ilki, 1290′da kurulan Quiquengragne’dir (Aisne). Soyluların girmesine izin verilen birkaç zanaattan biri olan camcılık, daha da ilerleyince ilk camcılar loncası (1373′te Nurenberg’de) kuruldu.
O günlerin camları kaba ve az saydamdı, fakat yine de ev yaşamında gerçek birdeydi yarattı. Pencerelere yağlı kâğıt panolar yerine cam geçirildiğinde, evler ilk kez aydınlandı.
Gözlük de bu dönemin icadıdır. Venedik Cumhuriyeti’nde gözlük yapımcılarıyla ilgili bir yasa yayımlanmış olduğuna göre; (1284) bu icadın 1280 dolaylarında gerçekleştirildiğini kabul edebiliriz.
Camın yayılmasıyla, “Bilimin yaratılmasında gerekli koşul olan deneysel yöntemin hareket üssü” diyebileceğimiz astronomik gözlük ve mikroskobun icadına yol açmıştır.
Dünyanın en ünlü cam imalât hanesi haline gelecek olan Venedik yakınında Murahö’daki fabrika, XII,-XVIII. yüzyıllar arasında saydamlık, şekillerindeki zariflik, renklerindeki canlılık ve kusursuz pazarlık bakımından eşsiz kristaller.üretilmiştir. Oradaki ustalar, yöntemlerini büyük bir kıskançlıkla gizli tutmaktaydılar. Ama arada kendi hesaplarına bir “Venedik camları imalâthanesi” kurdukları da olurdu. Bu olayların özellikle XV. yüzyılda çoğalması, Venedik Cumhuriyeti’nin çöküş nedenlerinden biri olmuştur.
Gotik katedrallerde hayranlıkla seyredilen Fransız camcılığının ürünleri olan vitraylar da da Ortaçağ’dan kalmadır. Bu zanaat. XII. yüzyılda en olgun dönemine ulaşmıştır.
Vitray, kurşundan bir ağla tutturulan renkli camlardır, cam ve boyalı maddelerin bileşim oranları gizli tutulmaktaydı. Sözgelişi; mavi, kobalt oksidiyle; koyu yeşil, bakır dioksidiyle ve çeşitli kırmızılılar da manganez dioksidiyle elde edilirdi. En küçük bir renk değişikliği, ayrı bir kurşun bölmeyi gerektirirdi. Bu dönemin zanaatçıları üstün bir mükemmeliğe eriştirmişler-di; büyük düzenlemelerin renkli ışık demetlerini inanılmaz bir ustalıkla işlemekteydiler. Bunu günümüzde Paris’teki Notre-Dame, Chartres ya da Bourges katedralleri kanıtlamaktadır.
Bu “mükemmellik” tutkusu ve akıl almaz sabır örneği, hemen her Ortaçağ zanaatında göze çarpar. Çalışmalarının aylarca, yıllarca sürmesini umursamayan tezhipçilerin, minyatürcülerin ve ciltçilerin eserlerini bir gözlerimizin önüne getirelim… Unutmamalı; yağlıboya tablo da o dönemle Van Eyek’le (1429) başlamıştı.
I898Me Saone-et-Loire’de bulunmuş olan en eski Avrupa ‘tahta oyma’sı (Bois Protat) 1370′den kalma bir eserdir.
Tekniğin sanatı desteklediği alanlarda; sözgelişi, çömlekçilikte, Doğu’nun katkısı büyük oldu. Batı, yalnız adi kili bilirdi. Bunu, üstü sırlı olsun diye, ya 1.200 derece ısıda pişirdi (gres) ya da daha az ısılda pişirip üstünü sırladı (fayans). XIII. yüzyıl İspanyol seramikçilerinin elinde, sonra da 1443′te Fioransalı heykeltraş Luca della Robia sayesinde fayans, altın pırıltılı güzel bir seramik halini alacak ve Rönesans’ta en “mükemmel” biçime ulaşacaktır.
Çin’de yirmibeş yüzyıl öncesinden beri kaolin kullanılmaktaydı. 1.500 derecede ısıda pişirilen bu kil su geçirmez ve saydam bir maddeye (perselen’e) dönüşüyordu. X yüzyıldan başlayarak Çinliler porselenden benzersiz eserler meydana getirdiler. Bunları XV. yüzyılda Portekizliler ve Hollandalılar. Avrupa’ya yaydılar.
Çini mürekkebi de Batı’ya Çin’den gelmiştir. Güney Moğolistan’da ve Kore’de ele geçen bazı kalıntıların Han dönemi; yani, M.Ö. 206 yılı eserleri oludğu anlaşılmıştır. Bin yıl sonra Song soyu döneminde Çin sanatı gümüş, altın, sedef ve çini mürekkepleri kullanmaya başlamıştır. Çini mürekkebi ve porselen, Kutsal tmparatorluk’un Batı’ya tek armağanı olmamıştır. M.S. 1. yüzyılın başlarında Çin’in dünyaya sunduğu ipek, Araplar aracılığıyla Avrupa’ya akan önemli bir ticaret eşyası olmuştur.
Doğu’nun Batı’ya armağan ettiği lüks eşyalara halı’yı da eklemek gerekir. Halıcılık; önce Orta Asya’-daki göçebe toplumlarda başlamış, sonra da oradan İran’a geçmiş ve ıran halı sanatı da Arap egemenliği döneminde doruğuna erişmişti. Daha sonra yine Araplar aracılığıyla İspanya’ya giren halıcılık orada» da Avrupa’ya yayılmıştır.
