Roma İmparatorluğu’nun çökü­şünden İstanbul’un fethine kadar uza­nan yıllara (500-1453) rastlayan Av­rupa tarihi, şu üç öğeyle nitelendiri­lebilir: Kilise’nin gücü, varsıl soylu­ların sürekli eylemleri ve halkın yok­sulluğu!
Yine geleneklere sağlamca yerleşmiş bir kanının karşısına çıkmak dü­şüncemize yerleştirilen bir noktayı daha yakından incelemek zorundayız. Batı okul kitaplarında yazılı olanla­ra göre; Ortaçağ’da uygarlığın yalnız Avrupa’da bulunduğunu, Avrupa dı­şındaki ülkelerin barbar olduğu öğre­tilir. Haritayı açıp koca Asya kitasının yanında ufacık bir kara parçası gi­bi duran Avrupa’ya bir bakalım: Bir de onun çevresindeki toplum ve ulus­ları gözden geçirelim:
Avrupa’nın bu “barbar” dediği toplumlar, onlardan ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, gerçek uygarlığı temsil etmekteydiler. Ancak değişik bir iklim, toprak ve gelenekler onla­ra farklı bir yön vermişti. Sonra bü­yük “istila” savaşlarıyla Batı’ya yü­rüdüklerinde yalnız yıkıntılar değil, kendilerinden de bir şeyler bırakarak o ülkeleri zenginleştirmişlerdi. Hatta Avrupa, çağdaş uygarlığı kurabilme olgunluğuna, bu tutarsız katkıları bağdaştırabilmesi ve kullanabilmesi sayesinde erişebilmiştir.
t) tarihe kadar insanlığın gelişme­sine Asya ve Yakındoğu sahne olmuş­tu. Hatta en eski çağlardan (belki ta­rih öncesinden) Ortaçağ’ın ortalarına kadar Asya, uygarlığın tek temsilci­siydi. Bu uzun tarih boyunca karşıla-” sılan birkaç yüzyıllık “Yunan Mucizesi” Ve vRoma Destanı”, yal­nızca birer “şimşek”tir. Poincare’nin bir sözünü tekrarlayarak’belirtelim: “Bu şimşek, her şeydir!” Doğru, ama unutmamak gerekir; bu şimşeğin be­lirli bir şeyi aydınlatması gerekiyor­du; boşluğu deği)! Gerçekten de bu “bir şey” Ortaçağ’ın son birkaç yüz­yılından önce başlamıştı.
Bu anlamı belirsiz “bir şey” sö­züyle her topluma yaşaması için ge­rekli olan maddi dayanaklar vurgu­lamaktadır. Çünkü uygarlığın ilerle­mesi, düşüncenin ilerlemesi anlamına gelmekle birlikte! temelinde yine de ekmek, giyim kuşam, konut ve araç gereç gibi somut gerçekler yatar.
Şu en önemli olguyu gözonünden uzak tutmamalıyız: Ortaçağ’ın ilk bö­lümünde Avrupa toplumunu, çözül­menin ye düşüşün soii sınırına geldi­ğinde, sonraki yüzyılarda canlanmasını sağlayacak teknik icatları Doğu’dan almıştır. Yunan’ın ve Roma’nın tarih sahnesini aydınlatan “şimşek’i dışında; Asya, hep ön plandaydı. Galya, Germanya ve İngiltere; Hammurabi’nin, Augustus’un ve Perİkles’in gözünde yarı yabanıl ülkelerden başka bir şey değildi.
Roma İmparatorluğu’nun Avru­pa’da topladığı servete, toprağının verimlilikte ve iklimin yumuşaklığına kapılan Asyalılar, Avrupa’ya sürekli. akınlar yapmaya başladılar ve kıta içinde yaşayan nice toplumlara yalnız ölüm değil, ay m zamanda paha biçil­mez armağanlar da getirdiler. Asya­lılar atın ve rüzgârın gücünden akılcı bir biçimde yararlanmayı; gemiciliği, kâğıt yapımını ve baskı tekniğini bi­liyorlardı. Ayrıca Eskiler’in bilginle­rini de birlikte getirerek Ârşimet’i ve Aristo’yu tanıttılar. İşte Batı uygar­lığı bu temeller üzerine” kurulabil­miştir.
VIII. yüzyıllarda doğru ve eski dünyayı dolduran toplulukların bütü­nünü kapsayacak nitelikte öznel bir görüş biçimi olsaydı, birbirine vahşice saldıran toplumların meydana ge­tirdiği bu güçsüz Avrupa’yı acıyarak eleştirebilirdi. Çünkü bu çağda, söz­gelişi; milyonlarca Moğol uyruğu ba­rış ve düzen içinde yaşayıp çalışıyor ve güçlü bir yönetimin denetimi altın­da ticaret yaşamı gittikçe gelişiyordu.
Ne var ki, uygarlık onların değil, öteki yoksul toplumların ürünü ola­caktı. Böyle bir yer değiştirmenin ve tersliğin nasıl oluştuğunu, Ortaçağ’­ın sonlarında öncülüğün Asya’dan Avrupa’ya hangi yola geçtiğini ve in­sanın dünyaya egemen olma kavga­sına giden yolu neden Avrupa’nın aç­tığını da biliyoruz. Dünyanın o küçü­cük kara parçası bu zaferi, bilimleri akim önderliğine vermesi; Asyalıların teknik bulgularını bilimin ve aklın gösterdiği yolda uygulamayı bilmesi sayesinde de elde etmiştir.
Uygarlık tarihi, az çok homo sapiiens’in tarihine benzer. Nasıl homo sapiehs, insan soyunun gelişiminde tükenip giden öteki türler karşısında yaşamda kalmayı başarabilrnişse, bu­günkü Latin - Batı Avrupa uygarlığı­nı da gelip geçmiş ötekiler içinde var­lığını sürdürebilen bir uygarlık­tır .öbürleri yok olup gittikten sonra da yaşamasının nedeni, Yunanlıların “aydın” mirasından ve: Batı’nın “barbar” dediklerinin teknik icatla­rından yararlanmış olmasıdır. Öyle ki, Ortaçağ’in Latin - Batı Avrupa’­sına yakıştırılan icatların Latinlikte, Avrupalılıkla ve hele Batılılıkla ilgi­leri bulunmadığını kabul etmek zo­rundayız.